Reflü Cerrahisinde SILS Yöntemi - Reflü - Medical Park Reflü Kliniği

Reflü Cerrahisinde SILS Yöntemi

Çağın getirdiği beslenme alışkanlıkları, fast food, hazır gıda tüketimleri, hızlı atıştırma tarzında beslenme ve öğün alışkanlıklarının ortadan kalkması; ‘mide yanması’ olarak bilinen reflüyü çağın hastalığı haline getirdi. Reflü cerrahisinde ameliyatlarda 4-5 delik yerine göbekten tek delikle gerçekleştirilen SILS yöntemi sayesinde reflü ameliyatlarında artık hiç iz kalmıyor. SILS yöntemi, hastanın aynı gün taburcu olmasını sağlıyor.

Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Medical Park Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erhun Eyüboğlu; çağın hastalığı haline gelen reflüyü anlattı:

Reflünün tanısı nasıl konur?

Tanı yöntemleri olarak öncelikle hastanın hikayesi önemlidir. Daha sonra endoskopi uygulanarak ayırıcı tanı yanı sıra hastalığın derecelendirilmesi ve takibi yapılır. Bu incelemelerin haricinde baryumlu grafi, manometri, pHmeter (asit ölçümü) ve sintigrafi yapılacak tedavinin şeklini belirlemede yardımcı olur.

Endoskopinin tanıdaki yeri nedir?

Endoskopi, reflü hastalığının yemek borusunda yaptığı tahrişi sınıflandırmamıza, barrett dediğimiz kanser öncesi lezyonların olup olmadığına karar vermemizde yardımcı olur. İlaç tedavilerine rağmen devam eden yaralar söz konusu ise ameliyat kararını öne çekmemizi sağlar. Ameliyat sonrası iyileşmenin takibi açısından da gerekli bir yöntemdir. İlaç tedavisinin etkinliğini belirlemede ve ameliyat düşünülüyorsa öncesinde mutlaka yapılması gereken bir incelemedir.

Reflü cerrahisindeki yeni gelişmeler nelerdir?

Evet, birçok hastalığın ameliyatında olduğu gibi reflü cerahisinde de laparaskopik (kapalı) yöntemden faydalanıyoruz. Tıpta açık ameliyatlara alternatif olarak kullanılan laparaskopik ameliyatlar, SILS (Tek Delikten Laparaskopik Cerrahi) yöntemiyle daha da gelişti. Ameliyatlarda 4-5 delik yerine göbekten tek delikle gerçekleştirilen SILS yöntemi; safra kesesi, morbid obezite ve apandisit ameliyatlarının yanı sıra reflü hastalarında da en öncelikli tercihimiz oluyor.

SILS yöntemi hastaya ne gibi avantajlar sağlıyor?

Açık ameliyata göre daha avantajlı olması nedeniyle, hem hekim hem de hastalar tarafından tercih ediliyor. Hasta daha az ağrı hissediyor, ameliyatın ardından aynı gün ya da ertesi günü taburcu oluyor ve günlük yaşamına dönebiliyor. Ayrıca göbeğin içinden yapılan bir kesi olduğu için hastanın ameliyat geçirip geçirmediği belli olmuyor, hiç iz kalmıyor.

Tedavisinde geç kalınması nasıl sonuçlar doğurur?

Reflünün ihmal edilmesi, uzun yıllar devam etmesi durumunda; kanser riskinin dışında uzun süreli tahrişe bağlı yemek borusunda yanıklar ve bu yanıkların iyileşme sürecine bağlı olarak da darlıklar ortaya çıkabilir. Darlıklar bir süre sonra ağrılı yutma güçlüğüne, kanamalara neden olabilir. Buradaki yanıklarda ve yaralarda kanama ortaya çıkabilir. Bu yutma güçlükleri ortaya çıktıktan sonra hastalığın tedavi edilmesi daha güç olacaktır. Bu nedenle reflüde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşıyor.

Reflü hastalarının yüzde 50’sinde mide fıtığı da söz konusudur. Mide fıtığı olan kişilerde ise medikal tedavi dediğimiz ilaç tedavisi etkinliğini yitirir. Dolayısıyla mide fıtığı ve reflü birlikte ise cerrahi tedavi öne çıkar. Endoskopik tedavi yöntemleri mide fıtığı hastalığında uygulanamaz. Reflünün tedavisinde endoskopik tedaviler de vardır ama mide fıtığı varsa o da uygulanamaz. Dolayısıyla mide fıtığı da olan reflü hastalarında, cerrahi tedavi mutlak tek seçilecek tedavi yöntemidir.

KİLO DEĞİL ŞİŞKİNLİK YAPAR

Kilo artışı, reflü artışına paraleldir. Kilonuz artıyorsa, reflü şikayetlerinizde artabilmektedir. Obezitenin reflüyü tetiklediği bir gerçektir. Reflü hastalığı olan biri kilo vererek bu hastalığın semptomlarını azaltabilir. Öte yandan örneğin hamilelik döneminde normalde olmayan bir reflü ortaya çıkabilir ve hamilelik sonrasında da sona erebilir. Bu da karın içi basıncın artmasına bağlı olarak ortaya çıkabilir.

Reflü kilo aldırmaz ancak spastik kolit ve şişkinlik ön plana çıkar. Dolayısıyla spastik kolitle birlikte olan bir reflüde, bu hastalığa bağlı şişkinlikle birlikte kilo gibi şişkinlikten bahsedilebilir. Ama reflüye bağlı kilo alımı diye bir şey söz konusu değildir. Tam tersi kilo aldıkça reflü artar.

REFLÜDEN KURTULAN 5 KİLO VERİYOR

Anti–reflü cerrahi yapılan hastalarda ortalama 3-5 kiloya yakın bir kilo kaybı olur ve genellikle de öyle kalır. İlk üç ayda böyle bir zayıflama görülür ama o noktada kalır. İlk başlardaki alıştırma döneminde yaşanan yutma güçlüklerinin düzelmesiyle birlikte kilo veriş söz konusu olur.

AĞIRLIK KALDIRMAYIN

Reflü, karın içi basıncının artmadır. Karın içindeki basınç arttıkça, midedeki içerik yemek borusuna kaçıyor. Dolayısıyla spor yöntemi, karın içi basıncını artırıcı bir yöntemse; örneğin ağırlık kaldırırken, karın kaslarını kastığınız tipteki sporlar reflüde etkili olabilir. Ama genel olarak baktığımızda spor ve iyi bir vücut yapısı reflüyü tetiklemez. Sadece ağırlık kaldırmak, karın içi basıncını artırıcı şınav ve mekik çekme gibi hareketler reflüyü artırabilir.

Yürüyüşler, kültür-fizik tarzındaki hareketleri öneriyoruz. Bu işleri yaparken reflü hastaları özellikle de mide fıtığı olan hastalarda öne eğilerek iş yapmamalarını söyleriz. Gerçekten de bu şekilde eğilme hareketinin yapılması, mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırabilir. Bu nedenle yapacağı spor faaliyetlerinde hastanın bunu da göz önünde bulundurması gerekmektedir.

YEMEK BORUNUZU SÜTLE DEĞİL SUYLA TEMİZLEYİN!

Su içmek; bazen özellikle yanma hissinin olduğu dönemde, tükürük salgısı yetersiz kaldığında, o dönem için o asidi tekrar aşağıya göndermek açısından önemli bir temizleyicidir. Yemek borusunun temizlenmesini sağlamaktadır. Genellikle süt mideye iyi gelir denir ancak sütün çok fazla miktarda ani içilmesi midedeki asit salgısını arttırmaktadır. O bakımdan sütü bir kurtarıcı görmek yerine, yakınması olduğunda suyu temizleyici olarak kullanmak gerekmektedir.

MİDESİNİ SEVEN YEŞİL ÇAY İÇSİN

Yemek arasında mide yanmalarını ne kadar nötr hale getirirsek o kadar iyi olur. Bu nedenle reflü hastalarının yanlarında ufak atıştırmalık şekersiz bisküviler bulundurulması iyi olur. Reflü hastalarının sıkça tercih ettiği leblebi asidi alır ancak fazla gaz yapar. Onun dışında yeşil çay gerçekten bütün sindirim sistemi için vazgeçilmez bir içecektir.

YATMADAN ÖNCE SIVI GIDA ALMAYIN

• Reflü hastaları az ve daha sık yemeli
• Kilo almamalı
• Akşam 7’den 8’den sonra yemek yememeli
• Yatmadan en az 2 saat öncesi yemek yememeli.
• Özellikle sıvı gıdaları gece yatmadan önce tüketmek reflü hastaları açısında çok sağlıklı değildir.

REFLÜ HASTALARI İÇİN 10 TAVSİYE

1- Kilo vermesi gerekir. Aşırı kilolu olmamalı
2- Eğer reflüsü mevcutsa yatak başını yükseltmeli. Bunu yastık olarak ya da yatak olarak yapabilir. Yatağın baş kısmını yüksek tuttuğu yatak tipleri de var.
3- Dar kıyafetler giyilmemeli, kemer takılmamalı
4- Gazlı içecekler, sigara, alkol, kahve, çikolata, yağlı yiyecekler ve kızartmalardan uzak durmalı,
5- Özellikle koyu çay ve kahve tüketilmemeli
6- Yeşil çay tüketilmeli
7- Süt yerine su tercih edilmeli
8- Tükürük salgısını arttıracağı ve yemek borusundaki asidi nötr edeceği için şekersiz sakız çiğnenmeli
9- Uyurken hasta sol yana yatmalı
10- Öğünleri daha sık ve daha az tüketip yatmadan iki saat önce hiçbir şey yememeli

GASTRİTLE REFLÜ KARIŞMASIN!

Yaygın bir mide rahatsızlığı olan gastrit ile reflü sık sık birbirine karıştırılır. Belirti olarak anlamak biraz sıkıntılı olabilir. Bunun için hekime başvurmak, endoskopik tetkik dediğimiz tetkiklerin yapılması gerekir. Ya da çok basit mide asidini azaltıcı ya da önleyici ilaçların tedavide etkin olması durumunda gastrit olduğuna kanaat getirebiliriz. Ya da bu tür tedaviler yerine farklı yiyecekler oluşturup, belki birkaç gün geçtikten sonra rahatlama gösteriyorsa gastrit olduğu yönünde bir kanaat oluşturulabilir. Reflü hastalığına bağlı şikâyetler çok daha uzun süreli olan şikâyetlerdir.

Diğer bir mide rahatsızlığı olan ülser ise eskiden, diğer mide rahatsızlıklarının içinde en ağır olanıydı. Ancak o tedavilerle şu an toplumuzda ülser rahatsızlıkları büyük bir oranda azaldı. Son dönemde çıkan ilaçlarla ülserin tedavisi yüzde 100’e yakın başarı sağlanmaktadır. Sıkıntı yaratacak ülser sayısı azaldı. Tersine reflüye bağlı oluşan özofajit dediğimiz yemek borusundaki yaraların sıkıntı yaratması, başka hastalıklara sebep olması söz konusu olabilir.